
YANILTICI BİR AKIM:
"RİSALE-İ NUR'DA BATIN TEFSİRCİLİĞİ"
BATIN TEFSİRCİLİĞİ NEDİR?
atın tefsirciliği Bediüzzaman'ın sözlerinin,
Risaleler'in her okuyan tarafından anlaşılamayacak
bazı gizli ve şifreli anlamlar taşıdığını
öne sürer. Bu bakış açısına
göre, Bediüzzaman'ın düşüncelerini öğrenmek
isteyen kimselerin, Bediüzzaman'ın sözlerini Risaleler'den
değil, batın tefsircilerinin açıklamalarından
anlamaya çalışmaları gerekmektedir.
BU DÜŞÜNCEYE GÖRE BEDİÜZZAMAN'IN
SÖZLERİNİ YALNIZCA KİMLER ANLAYABiLiR
VE BATIN TEFSİRCiLİĞİNİ KİMLER
YAPABİLİR?
Bediüzzaman'ın Risaleler'de yer alan sözlerinin, yalnızca
özel bazı sırlara vakıf, özel tefsir gücü
olan, özel yeteneklere ve hislere sahip bazı özel Kİşilerin "batıni tefsir" yaparak
anlayabilecekleri savunulur. Dolayısıyla Bediüzzaman'ın
Risaleler'de yazmış olduğu sözlerini de ancak sadece
bu belirli şahısların anlayabileceği öne
sürülür.
RİSALELERDE BATINi TEFSİR GEREKTİĞİNE İNANILAN
BAŞLICA KONULAR NELERDİR?
Batın tefsirciliğine göre, anlaşılabilmesi
için tefsir edilmesi gereken başlıca konular arasında
Bediüzzaman'ın, ahir zaman, Hz. İsa'nın ve Hz.
Mehdi'nin gelişi ve İslam ahlakını tüm
dünyaya hakim kılmasına ilişkin açıklamaları
yer almaktadır. Bediüzzaman'ın bu konulardaki izahları
son derece açık ve anlaşılır olduğu
halde, Bediüzzaman'ın bu sözlerinin aslında açık
anlatımının tamamen dışında çok
daha farklı anlamlar içerdiği ve bunların da
ancak batıni tefsir yapabilen Kİşiler tarafından izah
edilebileceği düşünülür.
Bediüzzaman eserlerinde yüzlerce sayfa boyunca Hz. Mehdi'nin
sahip olacağı özellikler hakkında bilgi vermiş,
kendisine Mehdiyet konusunda hüsn-ü zan ile yaklaşan kimselere
ise, kendisinin Hz. Mehdi de olması gereken özellikleri taşımadığını
belirterek cevap vermiştir. Ancak Bediüzzaman'a bu yönde
hüsn-ü zan besleyen söz konusu Kİşiler, Bediüzzaman'ın
bu sözlerinin aslında gerçekleri yansıtmadığını;
Bediüzzaman'ın kanaatinin bunun tam tersi yönünde
olduğunu ve bunları da sözlerindeki şifreli anlatımlarda
gizli olduğunu düşünmektedirler. Oysa Kİ kitabın
ilerleyen bölümlerinde detaylı olarak inceleneceği
gibi, Bediüzzaman eserlerinde kendisinin Mehdi olmadığını
ve bunun delillerini, yüzlerce sayfa boyunca yaptığı
izahlarla çok anlaşılır ve tevile yer bırakmayacak
şekilde açıklamıştır.
BEDİÜZZAMAN'IN SÖZLERİNİN
ASLINDA TAM TERSİ ANLAMLAR İÇERDİĞİNİ ÖNE SÜRMEK DOĞRU MUDUR?
Milyonlarca Kİşinin, anlattığı konuları
eserlerinden öğreneceğini bilerek kaleme alan Bediüzzaman,
Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki manaları topluma aktarırken
her zaman olduğu gibi zerre kadar doğruların dışına
çıkmamıştır. Neyin doğru olduğunu
düşündüyse ve gerçek kanaati ne ise onları
yazmıştır. Bu nedenle eserleri tamamen saf gerçekleri
yansıtmaktadır.
Batıni tefsir anlayışı ise, Bediüzzaman'ın
sözlerinin aslında gerçekleri yansıtmadığını,
Bediüzzaman'ın eserlerinde inandığı şeylerin
tam aksine bilgiler vererek onlarca yıldan beri sözde tüm
İslam ümmetini aldattığını, asıl
inandığı gerçeklerin ise yalnızca söz
konusu batın tefsircileri tarafından anlaşılabileceğini
savunmaktadır. Böyle bir düşünce şekli
ise, her ne kadar iyi niyetle ortaya atılsa bile, hiç kuşkusuz
Kİ Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'ne karşı çok
galiz bir hakaret, büyük bir zulüm ve iftira olur. Çünkü
bu, Bediüzzaman gibi değerli ve üstün ahlaklı
bir şahsın bu konuda yüzlerce sayfa boyunca yazdıklarının
"yalan" olduğunu iddia etmek anlamına gelir Kİ, bu
da böylesine değerli bir İslam alimine karşı
yapılan çok büyük bir bühtan ve iftiradır.
Böyle bir yaklaşım tarzı, bu düşünceyle
hareket eden kimseleri töhmet altında bırakır.
Bediüzzaman gibi derin imanlı büyük bir müceddidin,
eserlerinde, düşündüğü ve inandığı
şeylerin tam tersine açıklamalarda bulunması
hiçbir şekilde söz konusu değildir. Dolayısıyla
Bediüzzaman'ın vefatından yıllar sonra böyle
bir iddia ile ortaya çıkmak, her ne kadar iyilik adına,
Bediüzzaman'ı sevme adına yapılmış
dahi olsa, Bediüzzaman adına çok büyük bir
suçlama olur. Onu yalancılıkla itham eden ve yüzlerce
sayfa ile ümmeti aldattığını iddia eden
böyle bir yaklaşım ise hiçbir vicdanın
kabul etmeyeceği bir davranıştır.
Ayrıca bu, böylesine değerli bir müceddidin kaleme
aldığı Risaleler'in tümünü şüpheli
hale getirecek son derece tehlikeli bir girişimdir. Bunun gibi pek
çok Kİşi, birbirinden farklı iddialarla ortaya çıkıp
"Bediüzzaman Said Nursi burada böyle demiştir ama
bunların tamamı bir taktiktir, yalandır; doğrusunu
bize söyledi" dese bu ne kadar geçerli olacaktır?
Böyle bir durumda bir süre sonra Risale-i Nur'da yer alan her
konu için bir şey söylenebilir ve Bediüzzaman'ın
eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır.
Böyle bir tehlikeyi önlemek ise, Bediüzzaman gibi değerli
bir İslam aliminin bizzat yazıp tasdik ettiği apaçık
sözlerini korumakla mümkün olacaktır.
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI HER OKUYANIN
ANLAYABİLECEĞİ HİKMETLİ ESERLERDİR
Bediüzzaman'ın apaçık ve hikmetli sözlerinden
oluşan Risaleler'de anlatılanlar okuyanlar tarafından
kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bediüzzaman'ın
ifadesiyle "avamdan havassa ya da bir ortaokul
talebesinden bir filozofa kadar okuyan herkesin kolaylıkla anlayabileceği" (Kastamonu Lahikası, s. 70; Şualar, s. 549) kadar
anlaşılır sözleri, batıni anlamı
farklı diyerek başka şekilde tefsir etmek ve yorumlamak
son derece yanlıştır. Bu tür bir bakış
açısı, Risaleler'in aslından uzaklaşmasına
neden olacak bir çalışmadır. Bu durumda isteyen
herkes Bediüzzaman'ın sözlerine kendi bakış
açısıyla yeni bir yorum getirebilecek ve yanlış
çıkarımlara yol açabilecektir. Bu şekilde
Risaleler de, Bediüzzaman'ın gerçek sözlerini
değil, bu sözleri kendi bilgi ve anlayışı
içerisinde tefsir eden Kİşilerin düşüncelerini
yansıtan eserlere dönüşecektir. Böyle bir
tefsir mantığının Bediüzzaman'ın
veciz ve samimi bir dille kaleme aldığı Külliyatı
üzerinde nasıl bozucu bir etki oluşturacağı
dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Nitekim Bediüzzaman'ın bizzat kendisi eserlerinde pek çok
kez bu konunun önemini ifade etmiş; böylesi bir anlayışa
karşı olduğu yönündeki fikirlerini beyan etmiştir.
Bu sözlerinden birinde Bediüzzaman böyle bir tefsir anlayışının
nasıl suistimale açık hale geleceğini ve bu yolla
Risaleler'de anlatılan hakikatlerin nasıl aslından
uzaklaşıp değişeceğini şöyle hatırlatmıştır:
Nur'un metni, izaha ihtiyacı olsa, ya satırın
üstünde, ya kenarda haşiyecikler (açıklamalar)
yazılsa daha münasiptir (uygundur). Çünkü
metin içine girse, teksir edilen nüshalar ayrı ayrı
olur, tashih (düzeltme) lazım gelir. Hem su-i isti'male
kapı açılır, muarızlar (karşı
çıkanlar) istifade ederler. Hem herkes senin gibi muhakkik
(hakikati araştırıp inceleyip bulan) müdakkik (inceden inceye tetkik eden, en ufak gizli şeyleri bile görmeye
çalışan) olmaz, yanlış mana verir, bir
kelime ilave eder, ehemmiyetli bir hakikatı kaybetmeye sebeb olur. Ben tashihatımda (düzeltmelerimde) böyle zararlı
ilaveleri çok gördüm... (Emirdağ Lahikası
Elyazma, s. 661)
Bediüzzaman eserlerinde ayrıca, "Risale-i
Nurlar herkes tarafından anlaşılamaz" inancını
taşıyanlara, bu eserlerin "kadın,
erkek, memur ve esnaf, alim ve feylesof gibi her türlü halk
tabakasının okuyup anlayabileceği" kadar
kolay anlaşılır olduğunu defalarca vurgulamıştır.
Kuşkusuz Kİ Bediüzzaman'ın bizzat kendi eserleri hakkında
belirttiği bu yorumları, Risale-i Nur Külliyatı'nın
batıni olarak tefsir edilmesi gerektiği düşüncesine
yine Bediüzzaman'ın dilinden açıklık
getirmekte ve bu bakış açısının
yanlışlığını ortaya koymaktadır.
Bediüzzaman'ın bu konuyu açıklayan sözlerinden
bazıları şöyledir:
... bütün bu risalelerde, bütün derin
hakaik (hakikat), temsilat (örnekler) vasıtasıyla, en ami (cahil) ve ümmi (tahsilsiz) olanlara
kadar ders veriliyor. Halbuki o hakaikin (hakikatlerin) çoğunu
büyük alimler "tefhim edilmez" (anlatılamaz)
deyip, değil avama, belki havassa da (ilim sahibi kimselere de) bildiremiyorlar.
(Mektubat, s. 373)
... Risale-i Nur bu vazifeyi; en dehşetli bir zamanda ve en lüzumlu
ve nazik bir vakitte, herkesin anlayacağı
bir tarzda, hakaik-i Kur'aniye (Kuran hakikatleri) ve imaniyenin en
derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli bürhanlar (deliller) ile ispat
eder. (Şualar, s. 748)
Risale-i Nur şimdiye kadar hiçbir ilim
adamının tam bir vuzuh (açıklık,
netlik, anlaşılırlık) ile
isbat edemediği en muğlak (kapalı, anlaşılması
zor olan) mes'eleleri, gayet kolay bir şekilde
en basit avam tabakasından tut da en yüksek havas tabakasına
kadar herkesin istidadı (kabiliyeti) nisbetinde
anlayabileceği bir tarzda şübhesiz
tam ikna' edici bir şekilde izah ve isbat etmesidir. Bu hususiyet
hemen hemen hiçbir ilim adamının eserinde yoktur.
(Gençlik Rehberi, s. 240)
Risale-i Nur; bütün tabakat-ı beşere (insan gruplarına) hem medrese, hem mekteb,
hem kışla, hem hekîm, hem hakim olarak, en amî (cahil) avamdan en ehass-ı
havassa (en halis ilim sahiplerine) kadar
ders verip, talim ve terbiye etmesi bizce meşhuddur (aşikardır,
açıkça görülmektedir). (Kastamonu Lahikası,
s. 70)
... Risale-i Nur'u kadın, erkek, memur
ve esnaf, alim ve feylesof gibi her türlü halk tabakası
okuyup anlayabiliyor. Kendi istidadları (kabiliyetleri)
nisbetinde gördükleri istifadeler karşısında
ona bir kat daha sarılıyorlar. Liseliler, üniversiteliler,
profesörler, doçentler, feylesoflar okuyorlar. Bu münevver
(eğitim görmüş, ilim sahibi) sınıflar
fevkalade istifade ettikleri gibi; Risale-i Nur'un harikuladeliğini
ve te'lif (yazım) san'atındaki üstünlüğünü
tasdik edip hayretler içerisinde bütün külliyatı
okumak iştiyakına (şevkine ve arzusuna) sahib oluyorlar.
(Şualar, s. 549)
Bu rağbet ve şiddetli alaka hiçbir psikolog, sosyolog
ve feylesofun eserinde görülmemiştir. Onlardan ancak tahsilli
kimseler istifade edebilmişlerdir. Bir
ortaokul çocuğu veya okumasını bilen bir kadın,
büyük bir feylesofun eserini okuduğu zaman istifade edememiştir.
Fakat Risale-i Nur'dan herkes derecesine göre istifade etmektedir. (Şualar, s. 549)
BEDİÜZZAMAN'IN AHİR ZAMANA İLİŞKİN
İZAHLARI TEFSİR GEREKTİRMEYECEK KADAR AÇIKTIR
Ahir zaman ile ilgili konular doğrudan Risale-i Nur'dan
mı, yoksa batıni tefsircilerden mi anlaşılır?
Hicri 13. asrın büyük müceddidi
Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı'nda geleceğe dair birçok
önemli haber vermiştir. Neredeyse yarım asır
önce yaşamış olmasına rağmen Bediüzzaman'ın
eserlerinde vermiş olduğu tüm bilgiler ve geleceğe
yönelik işaretler Allah'tan bir rahmet ve mucize olarak hep
doğru çıkmıştır. Bediüzzaman'ın
geleceğe dair müjdelediği olaylar arasında ahir zamana
yönelik hikmetli açıklamaları da yer almaktadır.
Kuşkusuz Allah'ın üstün bir ilimle desteklediği
böyle feraset ve ilim sahibi bir şahsın verdiği
bu bilgiler, tüm Müslümanlar için önemli bir
rehber ve yol gösterici niteliğindedir.
Bediüzzaman'ın eserlerinde, Hz.
İsa ve Hz. Mehdi'nin hangi tarihlerde ve nasıl bir ortamda ortaya çıkacakları,
ne gibi faaliyetlerde bulunacakları, yardımcıları,
mücadeleleri, İslam ahlakını tüm dünyaya
nasıl hakim kılacakları konularında geniş
açıklamalar yer almaktadır. Bediüzzaman'ın
bu konulardaki anlatımları düz bir okumayla, her okuyanın
kastedilen anlamı anlayabileceği kadar sade ve açıktır.
Dolayısıyla bu bilgileri "batıni tefsir"
adı altında bir kez daha açıklamaya çalışarak
bu konulara farklı yorumlar getirmek, samimi bir yaklaşım
olmayacak ve Bediüzzaman'ın açıkça söylediklerini
reddetmek anlamına gelecektir.
Nitekim ilerleyen bölümlerde Bediüzzaman'ın
ilgili sözlerinden verilen örneklerle, Bediüzzaman'ın bu
konuları ne kadar kesin üsluplarla; tartışmaya
ve tefsire gerek bıraktırmayacak kadar anlaşılır
bir şekilde anlattığı kolaylıkla görülebilecektir.