BEDİÜZZAMAN'IN
BAZI SÖZLERİ BELİRLİ HİKMETLERLE SÖYLENMİŞTİR; ZAYIF İMANLILARA
İMANLARINI KAYBETMEMELERİ İÇİN BİR KURTULUŞ YOLU GÖSTERMEYE
YÖNELİKTİR
1. Şahsı Manevi
iddiası
Bediüzzaman Said Nursi
eserlerinde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişini, çok açık
ifadelerle anlatmıştır. Peygamberimiz (sav)'in hadisleri
doğrultusunda yaptığı bu açıklamalar hem Hz. İsa'nın hem
de Hz. Mehdi'nin kesinlikle bir şahsı manevi olmadıklarını
net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bediüzzaman, Hz. İsa
ve Hz. Mehdi'nin imanlarının gücü, fiziksel özellikleri,
hangi tarihlerde ve nerede ortaya çıkacakları, talebelerinin
sayısı ve yapacakları faaliyetler hakkında detaylı bilgiler
vermiştir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin birlikte namaz kılacakları,
Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in soyundan geleceği gibi,
bir şahsı manevi için söz konusu olamayacak delillerle bu
konuya açıklık kazandırmıştır. Bediüzzaman, Hz. İsa ve Hz.
Mehdi'den bahsettiği sözlerinde “şahıs”, “zat” gibi kesin
olarak bir insanı ifade eden kelimeler kullanarak bu konuyu
tartışılmayacak şekilde kesinleştirmiştir.
Tüm bu açık anlatımlara
rağmen, Bediüzzaman'ın sözlerindeki bazı ifadeler yorumlanmakta
ve Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin şahsı manevi olarak gelecekleri
öne sürülmektedir. Bu bakış açısının başta Peygamberimiz
(sav)'in bu konudaki hadisleriyle olmak üzere, tüm Ehl-i
sünnet alimlerinin açıklamalarıyla çeliştiği açıkça ortadadır.
Ancak Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin yalnızca birer şahsı manevi
olacakları iddiası, söz konusu kişilerin düşüncelerine,
beklentilerine ve menfaatlerine daha uygun düşmektedir.
Bu amaçla da Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişini tevil etmek
istemekte ve bunun için de şahsı manevi iddialarının ardına
sığınmaktadırlar.
2. Şartı Muallak iddiası
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişi konusunu tevil yoluna giden kimselerin öne sürdükleri
ikinci bir iddia ise, şartı muallak konusudur. Bu iddiaya
göre, “Bediüzzaman'ın geleceğe yönelik olarak verdiği bilgilerin
ancak belirli şartlar biraraya geldiğinde gerçekleşebileceği,
bu şartlar oluşmadığında ise bu olayların gerçekleşmesini
beklemenin yersiz olacağı” öne sürülmektedir. Bediüzzaman'ın
sözleri farklı şekillerde tefsir edilerek bu bakış açısı
desteklenmeye çalışılmaktadır.
Şartı muallak iddiasına
dayandırarak, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmeyeceklerinin
öne sürülmesinin çok büyük bir aldatmaca olduğu açıkça ortadadır.
Bediüzzaman'ın risalelerde yüzlerce sayfa boyunca Hz. İsa
ve Hz. Mehdi hakkında vermiş olduğu bilgiler bu aldatmacanın
geçersizliğini göstermektedir.
Bediüzzaman'ın sözlerindeki
hikmetler...
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin
gelişini tevil etmek amacıyla öne sürülen şahsı manevi ve
şartı muallak konularına dayanak oluşturmak için, “Said
Nursi de eserlerinde, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin geleceği
konusunda net açıklamalar yapmamıştır” gibi mantıklar öne
sürülmektedir. Bu sözlerin geçersiz olduğu çok açıktır.
Öncelikle Bediüzzaman, imanı güçlü ve samimi bir bakış açısına
sahip olan insanlar için Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin gelişinde
hiçbir şüphe olmadığını açık bir şekilde anlatmıştır. Bediüzzaman'ın
bu konuda hiçbir şüphesinin olmadığı verdiği delillerden
açıkça anlaşılmaktadır. Samimi imanla yaklaşarak okuyanlar
da, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişi konusundaki bu açık
müjdeleri çok net bir şekilde anlamaktadırlar.
Ancak Bediüzzaman'ın şahsı manevi ve şartı
muallak konularına delil olarak kullanılan sözlerini, söz
konusu kimselerin bu şekilde yorumlayabilecekleri şekilde
söylemesinde de belirli hikmetler vardır. Said Nursi, "...
akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi), onların
bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İmanı
zayıf ve enaniyeti kavi bir kısım da, inkâra kadar gitmişler."
(Sözler, s. 355) sözleriyle tanımladığı imanı ve aklı zayıf
olan insanların durumunu da düşünerek hareket etmiştir.
Hz. İsa'nın ve Hz. Mehdi'nin gelmeyeceklerine inanan, aklı
ve imanı zayıf olan kimseler için, ‘şahsı manevi’ ve ‘şartı
muallak’ konularını bir kurtuluş yolu olarak göstermiştir.
Eğer böyle kişiler Hz. İsa'ya ve Hz. Mehdi'ye inanmıyorlarsa,
bu durumda bu şahısların şahsı manevilerine inanacaklardır.
Eğer şahsı manevi ile de bir gelişme olmayacağına inanıyorlarsa,
o zaman da ‘şartı muallak yüzünden, gereken şartlar oluşmadığı
için olmadı” diyerek inançlarını muhafaza edeceklerdir.
Bediüzzaman'ın belirttiği gibi, bu kimseler akıllarının
zayıf olması nedeniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişindeki
ve yapacakları faaliyetlerdeki harikalıkları kavrayamıyor,
inkarcı felsefeleri etkisiz hale getirerek İslam ahlakını
tüm dünyaya hakim kılacaklarına inanmıyor olabilirler. İşte
Said Nursi de, bu tür insanların da olacağını göz önünde
bulundurmuş ve onların da imanlarını muhafaza etmelerine
yönelik hikmetli anlatımlar yapmıştır. Tamamen imanlarını
kaybetmemeleri ve sıkıntı çekmemeleri için böyle bir kurtuluş
yolu göstermiştir.
Bediüzzaman bu konuda insanlara iki yol göstermiştir:
İmanı güçlü, aklı başında Müslümanlar, Said Nursi'nin bu
gibi insanların varlığını da düşünerek belirli hikmetler
doğrultusunda bu açıklamaları yaptığını kolaylıkla anlamaktadırlar.
Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin geleceği konusunda Bediüzzaman'ın
sözlerinde hiçbir şüpheye yer verilmediğini görürler. Bediüzzaman'ın
‘aklı ve imanı zayıf’ olarak nitelendirdiği kimseler ise,
ikinci yolu seçer ve Bediüzzaman'ın sözlerini tevil etmeye
çalışırlar. Şahsı manevi, şartı muallak gibi konuları, kendilerine
esas alarak Hz. İsa ve Hz. Mehdi konusunu reddetme yoluna
giderler.
Ancak elbette ki doğru olan Bediüzzaman'ın
sözlerine dürüstçe, samimiyetle yaklaşmaktır. Kuran ile
müjdelenen İslam ahlakının hakimiyetini, Hz. İsa'nın ikinci
kez yeryüzüne gelişini, Peygamberimiz (sav)'in hadisleriyle
bildirilen Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili müjdeleri iman
ruhuyla tasdik etmektir. Aklı başında, imanı, itikadı güçlü
her Müslüman’ın yapması gereken budur. Bediüzzaman gibi,
asrının müceddidi olmuş bir insanın eserlerinde yüzlerce
sayfa yer vererek Hz. İsa’nın ve Hz. Mehdi'nin gelişini
anlatması elbette ki, bu müjdeler gerçek olduğu ve Bediüzzaman
da bu gerçeği tasdik ettiği içindir. Bediüzzaman'ı samimi
olarak sevip sayan, hürmet eden insanların, Bediüzzaman'ın
sözlerindeki hikmetleri görmeye çalışmaları ve onun açıkça
müjdelediği gibi Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinde hiçbir
tevile yer olmadığını anlamaları gerekir.